Başarılı projelerde görmeye alıştığımız Sıla, birçok markanın podyumunda yürümüş genç bir model. Fakat onun en ilham veren özelliği çok yönlülüğü. Modellik mesleğindeki başarılarının yanı sıra o bir maden mühendisi… İlkokul yıllarında basketbol kariyerine başlayan Sıla, sahadaki yetenekleri, akademik başarıları ve yaratıcı karakteriyle bizi kendine hayran bırakıyor.

Yeni Dunk Low Disrupt, farklı karakterlere sahip olsak da takımın içinde birlikte hareket etmenin gücünü vurguluyor. Tasarımcılar, modeller, fotoğrafçılar… Farklı karakterlere sahip yaratıcı insanlar podyumda ve podyum dışında hep birliktesiniz. Aynı  amaç için birlikte çalışan yaratıcı bir topluluğun parçası olmak seni nasıl etkiliyor?

Ben ekip olmanın tadını ilk defa basketbol sahasında aldım. Uzun yıllar oynadığım basketbolu bıraktıktan bir süre sonra modellik kariyerime başladım. Takım ruhuyla yaşamaya alışmış biri olarak, model olmadan önce yalnız kaldığım ve alışkın olduğum bu ruhu aradığım bir dönemim oldu. Modelliğe adım attığım ilk an, her sabah uyandığımda hissettiğim o duyguyu yeniden bulduğumu farkettim. Takım ruhunu yeniden kazandım ve birlikte çalıştığım arkadaşlarım ailem oldu. Ekibim sayesinde, bu sektörde başarıyı ve mutluluğu aynı anda yakalayabildim. Bir yandan birbirimize destek olurken diğer yandan tatlı bir rekabetle birbirimizi güçlendirdiğimiz bir topluluk oluşturduk. Aramızda varolan bu rekabet, hepimizin daha iyisi için çabalamasını sağlarken yaratıcı bir topluluğun üyesi olmak bizi de aynı yaratıcılıkla besliyor.

Hayatında basketbola yer vermiş bir kadın olarak, ortak bir hedef için aynı forma altında mücadele etmenin ne demek olduğunu biliyorsun. Takım ruhundan aldığın motivasyon ve disiplin günlük hayatına nasıl yansıyor?

Takım ruhundan aldığım motivasyon ve disiplinin en büyük katkısı, başka alanlarda da uyumlu ve sorumluluk sahibi biri olarak hareket edebilmek. Moralim bozuk olduğunda bile ihtiyacım olan motivasyonu bu sayede kolaylıkla bulabiliyorum. Yaptığım her işe aynı özveri ve motivasyonla sahip çıkıyorum. Bu ruh sayesinde hayatımın her döneminde her koşula uyum sağlayabiliyorum ve sorumluluk almaktan kaçmıyorum. Takım olmak bana, bireysel hareket etmenin yanı sıra topluluğun içinde üzerime düşen görevleri yerine getirmeyi ve ekip olarak başarıya ulaşmayı öğretiyor. Birçok şeyi bir arada başarıyla yapabiliyor ve bu disiplinle başarıya kolayca ulaşabiliyorum.

Dunk Low Disrupt’ın cesur ve göz alıcı bir tasarımı var. Seni de podyumda çarpıcı kıyafetler ve değişik stillerle görüyoruz. Sneakerların her tarzda yorumlandığı şu günlerde, günlük stilinle sneakerı nasıl yorumluyorsun?

Sneaker ile basketbol sahasında tanışmış olsam da o artık benim günlük hayatımın bir parçası. Spor ya da şık; hangi tarzda giyinirsem giyineyim ayağımda hep bir çift sneaker oluyor. Sneakeların tek bir stille bağdaştığına inanmıyorum. Onlar, onu giyen insanların karakterine bürünüyor. Aslında sneaker bana göre, onu giyen kişinin karakterinin stiliyle harmanlanmış hali. Ben de üniversite takımında oynamış biri olarak, Dunk’un ruhu ve hikayesi ile kendimi özdeşleştiriyorum. Dunk Low Disrupt, dış görünüşüme değil karakterime dokunması, bu ayakkabının ruhunu daha da iyi hissetmeme neden oluyor.