DİOR’DA YENİ BİR BAHAR: JONATHAN ANDERSON PARİS’İ NILÜFERLERLE SAHNEYE TAŞIDI

Dior, Paris Moda Haftası’nın açılışını Paris’in kalbinde yer alan Jardin des Tuileries’de gerçekleştirdiği İlkbahar/Yaz 2027 kadın giyim defilesiyle yaptı. Markanın kreatif direktörü Jonathan Anderson, Dior için hazırladığı ikinci büyük kadın koleksiyonunda bu kez daha neşeli, daha hafif ve bahar ruhunu yansıtan bir atmosfer kurdu.

Geçen sezonun daha karanlık ve içe dönük anlatımının ardından Anderson, koleksiyonunu Paris baharının romantizmine bıraktı. Sahne tasarımında Claude Monet’nin ünlü nilüferlerinden, Tuileries Bahçesi’nde yapılan yürüyüşlerden ve güneşte parlayan Eiffel Tower manzarasından ilham alındı. Defile için Tuileries’deki sekizgen havuzun etrafına uzanan bir yürüyüş yolu podyuma dönüştürüldü. Bahçede normalde görülen küçük yelkenli oyuncak tekneler, bu özel gösteri için dev nilüfer yapraklarına ve canlı çiçeklere dönüştürüldü. Davetiyeler ise klasik Fransız park sandalyelerinin minyatür versiyonları olarak hazırlandı. Sanata olan ilgisiyle bilinen Anderson, koleksiyon için yalnızca Monet’ye değil, aynı zamanda Georges Seurat’nın Parislilerin gündelik hayatını ve boş zamanlarını romantik bir bakışla ele alan tablolarına da baktığını belirtti.

Altı ay önceki ilk Dior defilesi ise oldukça farklı bir atmosfer taşıyordu. Gösteri, Adam Curtis’in korku sineması görüntülerini Dior arşiviyle birleştiren filmiyle açılmış, modellerin yüzleri karanlık, gagalı üç köşeli şapkaların gölgesinde kalmıştı. Bu sezon ise Paris’teki açık mavi gökyüzünün altında daha hafif bir ruh hâli hâkimdi. Yine de Anderson’ın tasarım yaklaşımındaki küçük altüst etmeler koleksiyonun önemli parçalarından biri oldu.

Podyumda bol kesimli, eşofman altı gibi salaş duran birçok pantolon yer aldı. Ancak spor giyimin yan şeritleri yerine kalçadan bileğe uzanan minik kaplı düğme sıraları kullanıldı. Anderson bu yaklaşımı “iyi anlamda yüksek ve düşük stilin birleşimi” olarak tanımladı. Tasarımcının koleksiyondaki favori parçası ise siyah saten şal yakalı, bordo tonlarında kaşmir ve mohair karışımı sade bir palto oldu. Anderson bu tasarımı “maskülen ama aynı zamanda çekici” olarak tanımlarken, “İnsanlar Dior’u elbiselerle tanıyor ama Christian Dior tarihin en iyi paltolarından bazılarını yaptı” dedi.

Koleksiyon, markanın ikonik Bar ceketinin yeniden yorumlanmasıyla da dikkat çekti. Bel kısmından şifon katmanlar hâlinde dalga gibi açılan ceketler, kenarlarına işlenen boncuklarla ışığı su yüzeyi gibi yansıttı. Köpüksü elbiseler hareketli siluetler yaratırken, ayakkabılarda puantiyeler ve porselen çiçek detayları kullanıldı. Defile aynı zamanda Dior atölyelerinin zanaatkârlığını da vurguladı. Noktacı (pointillist) etkisi yaratan minik payetlerle işlenen katmanlı etekler ve astragan kürk görünümü verilmiş ütülenmiş shearling palto, gösterinin teknik ustalığını öne çıkardı. Bu zanaatkâr kadronun son yıllarda iki katına çıkması ise ana şirket LVMH’nin marka için büyüme hedeflerinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Anderson, ilk Dior defilesini hazırlamanın yalnızca 26 gün sürdüğünü hatırlatarak bu sezon kendini daha sakin hissettiğini söyledi. “Geçen yıl çok yoğundu. Dior’un devasa bir geçmişi var ve önce oradan başlamak zorundaydım. Şimdi ise onu özgür bırakabileceğimi hissediyorum,” diyen tasarımcı koleksiyonun gelecekteki yönünü de işaret etti: “Bu, Dior’u götürmek istediğim yer gibi hissettiriyor.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir